Bir merkezden idare edilen bütün devletler gibi Endülüs devleti de illere (vilayet) ayrılmıştı ve illerin idaresi sivil otoritelere veriliyordu.Fakat savaş anında idareyi paşalar ele alırdı.Halifelik mali örgüt üzerine kurulmuştu ve ancak bu mali örgüt sayesinde yönetim ve askerlik masraflarını karşılamak, deniz ticaretinden büyük kazançlar sağlayan gemilere, yolları açık tutan kuvvetli bir filoyu ayakta tutmak mümkün oluyordu.
Endülüs Emevi devleti de Bağdat'ın Atlas Okyanusu kıyılarından Hindistan ve Çin sınırlarına kadar yayılan mübadele sistemini kabul etmiş ve yöntem İslam dünyasının ekonomik bakımdan parçalanmasını önlemişti.
[caption id="attachment_1715" align="aligncenter" width="600"]İspanya, fethedildiği zaman Vizigot krallarının idaresinde ticari ve sınai bütün faaliyetlerini yitirmiş bulunuyordu.Sosyal kadroyu muhafaza eden Arap idaresi, İspanya'nın tarım ekonomisine yeni bir düzen verdi.Madencilik ve ziraat tekniği endüstrinin gelişmesini sağladı.
Her zaman bir ekonomik faaliyet getiren entellektüel kültür, belki hiçbir memlekette görünmeyen bir şekilde halka yöneldi.Bütün büyük şehirlerde üniversiteler açıldı, sanat eşsiz bir seviyeye ulaştı.
Müslümanlar İspanya'yı fethettikleri andan itibaren bir anlaşma ile halka bir din hürriyeti ve muhtariyet tanımışlardı.Halifeler bu anlaşmaya sonuna kadar sadık kaldılar.
Barış zamanına has sanatları geliştiren liberal Endülüs Emevi Devleti, bir asker devlet değildi.XI. yy.'dan itibaren Hıristiyan güçleri İspanya'nın kuzey bölgelerini tekrar ellerine geçirmeye başladılar.
XI. yüzyılda Arap imparatorluklarının yıkılmış olduğunu düşünülebilir; hakimiyetleri üç yüz yıl sürdü, fakat bu süre içinde, İspanya'dan Hindistan'a kadar kendine özgü bir uygarlığın kurulup yayılmasına yetti.Arap imparatorlukları, hakim oldukları bütün ülkelerde büyük bir din ve kültür mirası bıraktı; günümüzde hâlâ yaşayan bu miras Arap fetihlerinin en değerli sonuçlarıdır.
[caption id="attachment_1636" align="aligncenter" width="500"]Araplar, Suriye ve İran'ı işgal ettikleri zaman, Yunan düşüncesi ve Hint bilgeliğinin buluşmasıyla zenginleşmiş ileri bir uygarlıkla ilişki kurdular.Bir yandan, Sanilerin yaydığı Yunan kültüründen yararlanırken, bir yandan da Hint uygarlığının ve felsefesinin elemanlarını İslam ilkeleriyle birleştirerek yepyeni bir karışım ve oluşum meydana getirdiler.
Araplar en iyi bilgilerini işte bu oluşumda elde etti ve sonra Batı'ya götürdü.Böylece, yeni düşüncelere açık olan Araplar büyük bir aydın Haraketi yaratıyorlardı.Medreseler kurdular.
Bu üniversitelerde, ortaçağ düşüncesinin ustaları olan filozoflar, bilim adamları yetişti.Araplar'ın tercih ettikleri alan daha çok şiir ve düşünce alanı oldu.XI. yüzyılda Muhammed İbni Musa'nın yazdığı cebir kitabı Batı'da XVI. yüzyıla kadar kullanıldı.Muhammed Musa, geometri cebir uygulaması yapan ilk matematikçidir.
Bir başka Arap bilgini Batlamyus'u (Ptolemaios) yorumladı ve küre trigonometrisini geliştirdi.Astronometride de çok büyük ilerlemeler oldu.XI. yüzyılda astronom El Birûnî , Mısırlı İbni Yunus sarkacı keşfetti.
Araplar, uygarlıklarının büyüklüğüne birer belge olarak imparatorluğun her yanında yapılmış, cami ve saraylar gibi dolaysız ve yaşayan eserler bıraktı.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumcuların dikkatine:
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum:
... ip adresimin kaydedileceğini
... adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını
... yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu
... yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini
bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.